Zihnin karmaşık yapısı, bazen kendini korumak adına olağanüstü savunma mekanizmaları devreye sokar. Disosiyatif bozukluklar, bu savunma mekanizmalarının en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Kişinin düşünceleri, anıları, hisleri, eylemleri veya kimlik duygusu arasında bir kopukluk yaşaması durumunu tarif eder. Genellikle ağır travmatik yaşantıların bir neticesi olarak ortaya çıkan bu tabloda, hipnoterapi özel bir tedavi yöntemi olarak öne çıkar.
Disosiyasyon, temelinde bir kopma veya ayrışma halidir. Sağlıklı bir bireyde bütünleşik çalışan bilinç, hafıza, kimlik ve algı fonksiyonları, disosiyatif bir tabloda parçalara ayrılır. Kişi, yaşadığı bir olayı veya zaman dilimini hiç hatırlamayabilir. Kendi bedenine veya düşüncelerine yabancılaşabilir. Bazı durumlarda ise farklı kimliklere veya kişilik durumlarına bürünebilir. Bu bozukluklar, bireyin hayatını ciddi şekilde sekteye uğratır, işlevselliğini düşürür.
Bu durumların kökeninde ezici çoğunlukla çocukluk çağı travmaları yatar. Zihnin kaldıramayacağı kadar yoğun bir acı, korku veya çaresizlik karşısında, bilinç kendini korumaya alır. Travmatik anıyı yaşayan “parça” ile günlük hayata devam etmesi gereken “parça” arasına bir duvar örer. Bu bölünme, o an için hayatta kalmayı mümkün kılar. Zamanla bu bölünmüş yapılar kendi hisleri, anıları ve davranış kalıpları olan ayrı parçalara dönüşebilir. Tedavinin ana hedefi, bu parçalar arasındaki duvarları yıkarak yeniden bir bütünlük hissiyatı oluşturmaktır.
Hipnoz, halk arasında bilinenin aksine bir uyku hali veya bilinç kaybı değildir. Tam tersine, dikkatin son derece yoğunlaştığı, telkinlere açıklığın arttığı doğal bir zihin durumudur. Terapist, bu odaklanmış dikkat halini danışanın iç dünyasına güvenli bir kapı aralamak için bir araç olarak değerlendirir. Bilinçli zihnin eleştirel filtresi bir miktar gevşerken, bilinçdışı materyale ve bastırılmış anılara erişim kolaylaşır.
Sıkça dile getirilen bir endişe, hipnoz sırasında kişinin kontrolünü kaybedeceği yönündedir. Bu kesinlikle doğru bir bilgi değildir. Terapötik hipnozda danışan her zaman kontrol sahibidir. Süreç tamamen danışanın izni ve işbirliği ile ilerler. Kişi, istemediği bir telkini kabul etmeme veya transtan dilediği an çıkma özgürlüğüne sahiptir.
Disosiyatif bozuklukların en bilinen türü olan Disosiyatif Kimlik Bozukluğu (DKB), önceden çoklu kişilik bozukluğu olarak isimlendirilirdi. Bu tabloda, bireyin içinde “alter” olarak adlandırılan farklı kimlik durumları mevcuttur. Her bir alterin kendine has yaşı, cinsiyeti, anıları ve yetenekleri olabilir. Hipnoterapi, DKB tedavisinde parçalar arasında köprü kurma işlevi görür.
Tedavinin ilk adımlarından biri, bu içsel parçaların farkına varmak ve onlarla iletişim kurmaktır. Hipnoz, bu iletişimi başlatmak için güvenli bir alan yaratır. Terapist, hipnotik telkinler aracılığıyla, iç dünyadaki parçaları kendilerini ifade etmeye davet edebilir. Bu sayede hangi parçanın hangi travmatik anıyı taşıdığı, hangi görevi üstlendiği ve sistemin iç dinamikleri hakkında bilgi edinilir. Amaç, parçaları yok etmek değil, onları anlamak ve işbirliği yapmalarını teşvik etmektir.
Disosiyatif bozuklukların temelinde yatan travmatik anılar, bilinç düzeyine çıktığında kişiyi tekrar travmatize etme riski taşır. Hipnoz, bu anıların kontrollü bir şekilde ele alınmasına olanak tanır. Terapist, danışanı hipnotik duruma aldıktan sonra “güvenli yer” gibi tekniklerle ona sığınabileceği bir zihinsel alan inşa etmesine yardım eder. Travmatik anı, bir film ekranından izliyormuş gibi mesafeli tekniklerle veya danışanın toleransına göre parça parça işlenir. Bu, anının duygusal yükünün boşaltılmasına ve yeniden anlamlandırılmasına kapı aralar.
Disosiyatif bozukluklarda hipnoterapi süreci genellikle üç ana fazda ilerler. Bu fazlar her zaman keskin çizgilerle ayrılmaz, iç içe geçebilir. Terapinin hızı tamamen danışanın hazır oluşuna ve içsel sisteminin dinamiklerine bağlıdır.
Her türlü travma çalışmasından önce danışanın günlük yaşamında bir dengeye kavuşması hedeflenir. Bu aşamada hipnoz, danışana başa çıkma becerileri kazandırmak için bir enstrüman olur. Stres yönetimi, anksiyete kontrolü ve kendine zarar verme dürtülerini yönetme gibi konularda hipnotik telkinler verilir. Danışanın terapistine ve terapi sürecine güven duyması bu fazın en kritik kazanımıdır. “Güvenli yer” imgelemi bu aşamada oluşturulur ve danışana dilediği zaman sığınabileceği bir içsel kale sunar.
Danışan yeterli stabiliteye ulaştığında, travmatik materyalle yüzleşme aşamasına geçilir. Bu, en hassas ve en uzmanlık isteyen fazdır. Terapist, hipnoz altındayken, travmayı taşıyan alter parçanın ortaya çıkmasını isteyebilir. Anının işlenmesi sırasında “abreaksiyon” adı verilen yoğun duygusal boşalımlar yaşanabilir. Terapistin görevi, bu süreci güvenli bir çerçevede tutmak ve danışanın bunalmasına engel olmaktır. Anı, tekrar tekrar anlatılarak veya farklı hipnotik tekniklerle duyarsızlaştırılarak işlenir.
Travmatik anıların duygusal yükü azaldıkça, alter parçalar arasındaki sınırlar da yumuşamaya başlar. Artık varlık sebeplerini büyük ölçüde yitirmiş olurlar. Bütünleşme (integrasyon), alterlerin yok olması değil, ana kişilikle birleşerek zengin ve bütün bir kimlik oluşturması anlamına gelir. Bu, tüm parçaların anılarının, becerilerinin ve deneyimlerinin tek bir bilinç altında toplanmasıdır. Hipnoz, bu birleşmeyi teşvik eden telkinler ve metaforlar için verimli bir zemin hazırlar. Terapi, kişinin yeni ve bütünleşmiş kimliğiyle geleceğe yönelik hedefler belirlemesiyle son bulur.
Hipnoterapi, disosiyatif bozukluklar için güçlü bir yöntem olmasına karşın, ehil olmayan ellerde riskler barındırabilir. Bu alanda çalışacak terapistin hem hipnoz hem de disosiyatif bozukluklar konusunda özel eğitim almış olması şarttır.
En büyük risklerden biri, “yanlış anı sendromu” olarak bilinen durumdur. Terapistin yönlendirici veya imalı soruları, danışanın zihninde hiç yaşanmamış olayların gerçekmiş gibi canlanmasına neden olabilir. Bu sebeple terapist, son derece nötr bir dil benimsemeli ve danışanın iç dünyasından gelen materyale müdahale etmemelidir. Amaç, var olanı ortaya çıkarmaktır, yeni bir hikaye yazmak değildir.
Disosiyatif bir zihnin iyileşmesi zaman alır. Aceleci davranmak, danışanın savunma sistemlerini daha da katılaştırabilir veya onu yeniden travmatize edebilir. Terapist, danışanın hızına saygı duymalı, her adımı dikkatle planlamalıdır. Bazen bir adım ileri, iki adım geri gidilebilir.
Hipnoterapi her danışan için uygun olmayabilir. Danışanın bu yönteme açık olması, motivasyonu ve terapistiyle kurduğu güven ilişkisi, başarının anahtarlarıdır. Disosiyatif bozukluk tanısı almış, parçalanmış iç dünyasını bir araya getirme arzusu taşıyan ve güvenli bir terapi ilişkisi kurabilen bireyler, hipnoterapiden yüksek düzeyde fayda görebilir. Nihai kararı, kapsamlı bir değerlendirme sonrası danışan ile terapist birlikte vermelidir.
Hipnoz tedavi sürecinizde size en uygun zamanı birlikte planlayarak, kişisel ihtiyaçlarınıza en uygun tedavi programını oluşturuyoruz. Doktor desteği almak ve sürecinizi güvenle başlatmak için hemen bizimle iletişime geçin.
Bu web sitesinde yer alan tüm bilgi ve içerikler bilgilendirme amaçlıdır.
Hiçbir içerik, tanı ve tedavi yerine geçmez.
Tanı ve tedavi planlaması yalnızca hekim muayenesi sonrası yapılır.
Hipnoz, uygun durumlarda tıbbi tedavilere destekleyici bir yöntem olarak değerlendirilir.
© 2025 Hipnozlatedaviterapi.com
Tasarım & SEO: Furkan Reklam Ajansı